Son günlerde yaşanan Wayfair ve Trendyol gündemi nedeniyle, sosyal medyada yanlış bilginin hızla yayılması üzerine düşüncelerimi toparlamak istedim. Sosyal medyanın, herkesin hızla okuduğu ve yazdığı, bir çok konu hakkında doğruluğundan emin olmadan konuştuğu, duygularına hitap eden en ufak bir paylaşımı, üzerinde düşünmeden yeniden paylaştığı bir yer olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir çok kez, yanlış bilginin büyük kitlelere ulaştığına şahit olduk. En son yaşanan Trendyol krizi için, üretilen komplo teorilerine yeterince şaşırdıysak ve bu kadar da olmaz artık dediysek ben Trendyol vakası üzeriden insanların neden bu kadar hızlı galeyana geldiği ve nedenleri hakkında bir şeyler paylaşmak istiyorum.

1. Veri Bonbardımanı

Sosyal medyanın bir çok insan üzerindeki en büyük etkisi hızlı tüketim oldu. Ciddi bir konsantrasyon eksikliği oluştu ve hiç bir konuya yeterince zaman ayıramıyoruz. Bir an önce ilgilendiğimiz konuyu kapatıp yeni konuya geçme eğilimindeyiz. Çok hızlı düşünmeye başlıyoruz ve bu beynimiz için en büyük tuzak.

Daha önce beynimizin bize oynadığı oyunlardan “Büyük Veri Analizine Hazırlık İçin 9 Yol” adlı yazımda da bahsetmiştim. Daniel Kahneman, Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı kitabında, beynimizin 1. Sistem ve 2. Sistem olmak üzere ikiye ayrıldığından bahsediyor. 2. Sistem beynimizin daha çok analiz eden, doğruyu bulmaya çalışan tarafı ve aslında 1. Sistem, 2. Sistem tarafından kontrol edilmez ise ani ve yanlış kararlar alabiliyor. O nedenle 2. Sistem’imizin sürekli meşgul tutulduğu koşullarda refleks olarak 1. Sistem ile karar veriyoruz. Sosyal medyadaki bu veri yoğunluğu, günlük hayatımızdaki koşturmacaklar, özel hayatımız, hepsi birleşince de 2. Sistem’imiz neredeyse iptal oluyor. Biz de her gördüğümüze inanıyoruz. Günlük hayatlarındaki yoğun tempoya, veri bonbardımanına alışmış kişiler ise bir durup nefes alıyor, 2. Sistem’leri devreye giriyor ve daha sağlıklı kararlar veriyorlar.

2. Topluluk Etkisi

İnsanlar toplumu etkilediğini düşündükleri konularda sessiz kalıyormuş gibi görünmek istemezler. Yaşadıkları hayatta topluma fayda sağlayacak konularda çok fazla faaliyette bulunmasalar da sosyal medyada tam tersi bir duruş sergileyebilirler. Zaten bu duruşu sosyal medyada sergilemek gerçek hayatta sergilemekten çok daha basit. O nedenle gündemde olan konularda yükselen seslerin bir çoğu, kişilerin “Sessiz kalırsam duyarsız gibi görünürüm” kaygısından ileri geliyor.

Üstelik bu topluluk etkisinin, gerçek hayattaki faydaya negatif etkisi de olabiliyor. Kişiler aslında daha fazla ses çıkarıp daha fazla fayda sağlamayı hedefliyorlar ancak Michigan Üniversitesi’nde sosyal psikolog Richard Nisbett ve öğrencisi Eugene Borgna tarafından yapılan bir deneye göre, insanlar yardım edecek başka kişilerin olduğunu düşündüklerinde yardım etmiyorlar. Deneyde biri işbirlikçi olmak üzere 6 kişilik gruplar oluşturuluyor. Her denek kendine ait bir kabinde mikrofon aracılığı ile gruptaki diğer kişilerle konuşuyor ve kendi hayatından bahsediyor. Sıra gözlemciye geldiğinde, gözlemci stres altında nöbet geçirdiğinden bahsediyor. Tüm katılımcılar konuştuktan sonra mikrofon tekrar işbirlikçiye geldiğinde işbirlikçi nöbet geçirdiğini söyleyip yardım istiyor. Deneyin sonucunda 15 katılımcıdan yalnızca 4’ü yardım çağrısına karşılık veriyor.

Görünen o ki, topluluk olarak hareket etmek, bazı olumlu sonuçlar doğursa da, gerçek hayata etkileri incelendiğinde tahmin ettiğimiz kadar etkili olmayabiliyor.

3. Dünyayı Kurtarma Çabası

Bir çoğumuz günlük hayatın koşturmacası içinde aslında kimseye yardım etmeyen insanlar haline geldik. Aksiyonlarımızın çoğunda bir sonuç bekliyoruz. Dünyaya ya da topluma faydası olabilecek konularda gerçek hayattaki faaliyetlerimiz oldukça sınırlı. O nedenle sosyal medyada çok daha fazla sesimizi çıkarmaya çalışıyoruz. Hem gerçek aksiyonlar almamanın vicdani yükünü üzerimizden atıyor hem de insanlara duyarlı olduğumuzu göstermek istiyoruz.

Durum böyle olunca, insan sağlığı, çevre, çocuk istismarı gibi konularda ekstra haykırıyoruz. Tabi ki sosyal medyada bu haykırışların, örgütlü hareketlerin toplumsal anlamda oldukça faydalı olduğu konular oluyor. Bunu gözardı etmek imkansız. Bunun yanı sıra, bu çaba bizi manipülasyona ya da yanlış bilgiye de oldukça açık hale getiriyor. Bir retweet ile çocuk gelinlere son veriyoruz, bir like ile su kıtlığını bitiriyoruz ve vicdanımızı rahatlatıp gece yastığa başımızı daha kolay koyuyoruz. Bunun kolaylığına alışınca da, bu hassas konularda bir paylaşım gördüğümüzde basıyoruz hemen etkileşimi. Sonucunda da çoğu zaman kalıcılığı olmayan, 1 hafta sonra unutulan ve bir çoğu gerçek hayata yansımayan sosyal medya boykotları görüyoruz.

Trendyol konusunda da bir çok insan, topluma faydalı olacağını düşündüğü için, isyan eden topluluğa katıldı. Oldukça hassas olan bir konu üzerine sessiz kalmanın kendilerini toplum gözünde kötü göstereceğini düşündü. Günlük hayatında çocuk istismarı için yardım edemediklerinden ekstra hırsla Trendyol’a yüklendiler.

Trendyol-Wayfair

4. Dedektifçilik

Çok sayıda insan, sosyal medyayı ciddi bir başarı unsuru olarak görüyor. Tabi ki burada sosyal medyayı ciddi anlamda bir iş kolu olarak kullanan ve buradan gelir elde eden insanlardan bahsetmiyorum. Burada konu olan, aldığı etkileşimi, desteklenmeyi bir başarı unsuru olarak gören kişiler. Bu kişiler günlük hayatlarındaki takdir, destek, teşekkür ve birlikte hareket etme ihtiyacını sosyal medya ile karşılamaya çalışıyor ve bunun sonucunda sosyal medyada bir dedektifçiliğe başlıyor. Ama bu dedektifçilik ne yazık ki gerçek araştırmalara dayanmıyor ve duyarlı, başarılı görünme, ilk olma çabası üzerinden işliyor.

Bunun sebepleri için çeşitli tahminlerim var ancak henüz psikolojideki karşılığını net olarak bulamadım. Benim dışarıdan gözlemlediğim, günlük hayatımızda da sık sık karşılaştığımız her şeyin en doğrusunu bilen insanların sosyal medyada toplam kişi sayısının yüksekliği ile birlikte çok daha rastlanır olması. Aslında, günlük hayatımızda da yanlış bildiğini kabul etmeyen, bildiğini empoze etmek için şiddetle ısrar eden, inandıkları konular için geçerli dayanaklar aramayan insanlar var, ancak belirli bir grubun içerisinde sayıca daha az görüldüklerinden biraz daha görmezden gelebiliyoruz. Sosyal medyada ise, bir konuyu körü körüne savunan insan sayısı doğal olarak daha fazla. Üstelik, birbirleri ile etkileşime geçebiliyorlar. Zaten bildiği konuda ısrarcı olan kişi aynı görüşte olan diğer kişilerle birleşince konuyu çok daha büyük bir hale getirebiliyor. Bunun sonucunda da, zaten egosu yüksek olan bu kişiler, kitleleri etkileyebilecek konular için dedektifçiliğe başlıyorlar.

Başarı duygusunu, sanal da olsa oluşturacak konu arayışı sonucunda, özellikle boykot niteliğindeki her konu bir fırsata dönüşüyor ve bu konulara sorgusuz sualsiz balıklama atlanıyor.

5. Güvenilir Görünme

– Kanıt Sunma

Sosyal medyada inandırıcı olmak için kanıt sunmanız yeterli. Üstelik kanıtınızın doğru olmasına gerek bile yok. Kullanacağınız bir görsel ya da herhangi bir detaylı bilgi okuyucunun gözünde kanıt olarak görülebilir. Eğer gündem çok yoğun değil ise, sunduğunuz kanıt üzerine daha fazla okuyucunun 2. Sistem’i devreye girecektir. Dolayısıyla ikna gücünüz düşer. Ancak gündem yoğunsa okuyucular sizin sunduğunuz kanıtı araştırmayacaklar. Bir de konu okuyucunun duygularını tetikleyen bir konu ise hızlıca etkileşime geçecek.

Bunun yanı sıra kendinden emin görünmenin insanlar üzerinde ciddi oranda bir inandırıcılık etkisi bulunuyor. Özgüven sergilemek, sizi daha güvenilir bir kişi haline getirebilir. O nedenle, televizyon programlarında kendinden emin, adeta caka satan kişilerin konuk olduğunu görürüz. Bu konuda da doktorlar üzerinde bir çalışma yapılmış. Çalışmada, hastalar tarafından en güvenilir bulunan doktorlar ile görüşülüyor ve yoğun bakımda ölen hastaların ölüm sebepleri ile ilgili sorular soruluyor. Doktorların belirttiği nedenlerle otopsi sonuçları arasında yalnızca %40’lık bir uyum var. Oysa ki hastalar seçilen bu doktorlara %100 güveniyor. Dolayısıyla, siz de sosyal medyada yaptığınız paylaşımlarda özgüvenli olur ve kanıt olarak algılanacak bilgiler sunarsanız, sorgulamadan size inanacak çok sayıda insan bulabilirsiniz. O nedenledir ki, bir çok siyasinin sahte hesabından yapılan paylaşımlar gerçek hesaplarından yapılanlardan daha fazla etkileşim alabiliyor. Siyasinin kişisel olarak sunduğu özgüven, kullanıcılardaki sorgulama ihtiyacını ortadan kaldırıyor.

– Doğru Format

Güvenilir görünüp kitleleri harekete geçirmek için neyi nasıl söylediğinizin de büyük önemi var. Aynı bilgiyi farklı şekillerde verebilirsiniz ve her söyleme şeklinin okuyucuda farklı etkileri olur. Yine Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı kitaptan bir deney örneği vererek açıklamak istiyorum. Deneyde Mr. Jones adlı bir hastanın psikiyatri kliniğinden taburcu edilmesinin güvenli olup olmadığı değerlendiriliyor. Deneyimli psikolog ve psikiyatrlarla aşağıdaki istatistikler paylaşılıyor:

  1. Mr. Jones benzeri hastaların, taburcu edilmelerinden sonra ilk birkaç ay içinde başkalarına karşı bir şiddet eyleminde bulunma olasılıklarının %10 olduğu tahmin ediliyor.
  2. Mr. Jones benzeri her 100 hastadan 10’unun, taburcu edilmelerinden sonra ilk birkaç ay içinde başkalarına karşı bir şiddet eyleminde bulunma olasılıklarının %10 olduğu tahmin ediliyor.

İkinci formattaki cümleyi gören uzmanların, taburcu etmeyi reddetme oranları 2 kat fazla olmuş. Dolayısıyla çoğu zaman ne söylediğiniz değil de nasıl söylediğiniz çok daha önemli oluyor.

Wayfair ve Trendyol konusunda da benzer reflekslerle hareket edildi. Çocuk istismarı konusunda o kadar kötü olaya şahit oluyoruz ki, bu konuda çok hassasız. Dolayısıyla ekran görüntüleriyle ortaya atılan iddialar inandırıcı bulundu ve konu sosyal medyada çok hızlı reaksiyon aldı. Trendyol’un açıklama yapması da tüketici gözünde pek bir şey değiştirmemiş gibi görünüyor. Tabi bence bu konuda Trendyol için çok da endişelenecek bir durum yok. Kısa süre içinde konu unutulacaktır. Olan her gün aşağıya link bırakan influencerlara oldu. Mesaj kutuları doldu ve açıklama yapmak zorunda kaldılar. Onların açıklama hazırlayacak bir ekipleri de olmadığı için gün boyu panik halinde ne desek diye düşündüler. Bir tarafta takipçi kaybetmek, diğer tarafta ise gelir elde ettikleri firmayı kaybetmek var. Bence en büyük sınavı Trendyol ile çalışan influencerlar verdi🙂

Bin Düşün Bir Söyle

Atalarımız boşuna dememiş Bin Düşün Bir Söyle diye. Bir tepki vermeden önce sakinleşmek ve biraz düşünmek gerekli. Tabi bu kadar hızlı akan bir dünyada bu tavsiye bazı konularda sizi geride bırakabilir. Atalarımız “Erken kalkan yol alır” da demiş diyebilirsiniz. Ben demiyorum ki bir işe kalkışmadan önce günlerce düşünün. Ama kısa bir düşünme ile önlenebilecek yanlış aksiyonlar size daha fazla zaman kaybettirir. O nedenle her iki sözü de önemseyip ortayı bulmakta fayda var 😉